İtalya

Antik Başkent: Roma

Tatil için yurtdışında gidilecek yerler arasında herhalde ilk aklımıza gelen yerlerden biri de Roma’dır. Yaz aylarında, özellikle de Ağustos’ta turist akınına uğrayan kentte bu dönem, fiyatların tavana vurduğu, kalabalık açısından da en yoğun dönemdir. Sonbahar ayları, kenti ziyaret etmek için, tenhalık, hava durumu ve konaklama ve gezi maliyeti açısından daha uygundur. Kış aylarında oldukça yağmur alan kent, fiyatlar ve sakinlik açısından en uygun dönemindedir. Hava durumunu dert etmeyenlerce kenti ziyaret etmek için bu vakitler tercih edilebilir.

Mitolojik hikayelerde geçen bir anlatıya göre Roma’yı, M.Ö.753’de, Remus ve Romulus adlı iki kardeş kurmuştur. Bu iki kardeş henüz bebekken, ölmelerini isteyen amcaları Amulius onları Tiber Nehri’ne bırakır. Dişi bir kurt tarafından bulunan ve beslenen iki kardeş bir mağarada büyürler. Yıllar geçer ve büyüdükleri bu mağaranın olduğu yerde bir kent kurmaya karar verirler. Beraber ilk temellerini attıkları bu kentin surları yüzünden bir gün iki kardeş arasında tartışma çıkar. Kardeşi Remus’u öldüren Romulus, böylece kentin kurucusu, tahtın ilk ve tek sahibi olur.

Nazım Hikmet’in Remus ve Romulus’a ait bu hikayeyi anlattığı ‘Taranta – Babu’ya Birinci Mektup’ isimli, ‘Benerci Kendini Niçin Öldürdü?’ adlı kitabında geçen bir de şiiri vardır.

Remus ve Romulus’un kurt tarafından emzirilme hikayesi pek çok sanat eserince tasvir edilmiş; resimlenmiş, gümüş para olmuş ve heykelleri yapılmıştır. Bunları Avrupa’da müzelerde, meydanlarda, pek çok yerde görebilirsiniz. Ayrıca, As Roma adlı İtalyan futbol takımının da sembolüdür.

kolezyum

İtalya’nın en büyük şehri ve başkenti olan Roma, uzun bir dönem, Bizans’a, Roma İmparatorluğu’na başkentlik yapmıştır. İkinci Dünya Savaşı döneminde, yıkıma uğrayan diğer şehirlere oranla daha az hasar alarak savaştan çıkmış, kent yoğun Rönesans ve Barok havası taşıyan karakterini böylece korumuştur.

Tiber Nehri ve Aniane Nehri arasında uzanan Roma, Akdeniz’in bir kolu olan Tiren Denizi’ne 25 km mesafededir.

Turistik yerlere yakın yüzlerce konaklama yerinin mevcut olduğu kentte, ulaşımı mümkün mertebe kolaylaştırmak için metroya yakın oteller seçilmeli. Bu da tabiî ki sezonun en yoğun döneminde tatile gidilmişse oldukça tuzluya mal oluyor. Bunu tahmin etmeye gerek yok sanırım.

Palatino-Tepesi-(Collis-Palatium)

Palatino Tepesi (Collis Palatium)

Kentin kurulduğu yedi tepeden biri olan Palatino Tepesi, Roma Forumu’nun hemen üst kısmında, en merkezde ve antik kalıntılar açısından en görülmeye değer olanıdır. Cybele Tapınağı, Tiberius Evi, Flavius Sarayı, hipodrom burada görülecek yerlerden yalnızca birkaçıdır.

İspanyol Merdivenleri

İspanya Konsolosluğu’nun yanında bulunan, İspanyol Meydanı’ndaki (Piazza di Spagna), İspanyol Merdivenleri, elinizde içkilerinizle oturup, uzun bir süre dinlenip, yorgunluğunuzu atmak için oldukça uygun. İtalyanların buluşma yeri olarak da kullandığı merdivenler, insanların akın ettiği, yemeklerini yedikleri Roma’nın illaki uğranacak yerlerinden birisi.

(Piazza di Spagna), İspanyol Merdivenleri

Panteon

Tepesinde daire formundaki açıklık ile Antik Roma’dan kalan ve belki de dünya üzerinde bu şekilde korunarak günümüze kadar gelmeyi başarabilmiş tek yapıdır. Artık kilise olarak kullanılan Panteon, bir muammayı hala bünyesinde barındırmaktadır; bu da tepesinde bulanan dairesel açıklıktan içeriye hiç yağmur almamasıdır. Antik çağa ait yapının nasıl olup bu şekilde yapılabildiği günümüzde henüz çözülememiştir.

Panteon

Kolezyum

Halkı ve özellikle imparatoru eğlendirmek için, bir zamanlar hayvanların kıyasıya dövüştürüldüğü, gladyatörlerin karşılaştığı, tiyatro gösterilerinin, infazların gerçekleştirildiği ve birçok başka gösterinin yapıldığı bir alana sahip olan Kolezyum (Colosseo)’dur. Roma’ya gidenlerin en çok ilgi gösterdikleri bu yer, ayrıca dünyanın yedi harikasından biridir.

Vatikan

Roma sınırları içinde ve kentin ortasında yer alan, Aziz Petrus Meydanı’nın da içinde bulunduğu Vatikan, bağımsız, küçücük bir ülkedir. Sözleri kanun hükmünde olan Papa’nın, aynı zamanda devlet başkanı da olduğu bu küçük ülkenin nüfusu, turistlerle birlikte iki katına çıkar. Aziz Petrus Bazilikası, Sistine Şapeli, Caravaggio, Raphael, Boticelli, Leonardo Da Vinci gibi önemli sanatçıların eserlerinin sergilendiği müzeler Vatikan’da görülmesi gerekenler arasındadır.

Vatikan, Unesco’nun hazırladığı, dünya mirası listesindedir.

Vatikan

Roma Forumu

Antik Roma’da, iş, ticaret, din ve adalet kurumlarının olduğu bir nevi pazaryeri olan Roma Forumu (Forum Romanum – Forum – Foro Pomano) gezilecek yerler arasındadır. Birçok tarihi antik yapının olduğu bu yer, Kolezyum’un hemen yanındadır. Vaktinizin büyük bir kısmını buraya ayırmanız gerektiğini bilmenizde yarar var.

Diocletian Kaplıcaları

M.S 302’de yapılan antik hamamlar, 3000 kişi kapasitesi ile 11 hektarlık devasa bir alanı kaplayan yapılardı. Bu kaplıcalar, temizlik hizmeti yanında, kütüphaneler, toplantı ve konferans alanlarını da bünyelerinde bulundurmaktaydı.

Diocletian Kaplıcaları

Galleria Borghese

Kentin merkezinde, ağaçlarla, çiçeklerle bezeli, huzur dolu seksen hektarlık dev bir parkın içinde bulunan eski bir villa Borghese Müzesi. Burada; heykeller, yağlı boya tablolar, çeşitli antik vazolar sergileniyor. Özellikle Vatikan’da pek çok önemli çalışması bulunan Bernini’ye ait eserleri de burada görebilirsiniz. Müzenin içinde tarihi görsel şölenden sonra müzenin çevresindeki parkta ruhunuzu gönlünüzce dinlendirebilirsiniz.

Fontana di Trevi

Merkezi bir yerde olmayan Fontana di Trevi (Aşıklar Çeşmesi) dar sokaklardan geçilerek ulaşılan, yaklaştığınızı işittiğiniz su seslerinden anladığınız sonunda kendinizi oldukça kalabalık bir meydanda bulduğunuzda karşınıza çıkan çeşmedir. Ve çeşmenin önündeki havuz insanların dilek diledikten sonra attığı paralarla doludur.

Fontana-di-Trevi-(Aşıklar-Çeşmesi)

Sokakları, meydanları çeşmelerle doludur. Kimilerimizin ancak çocukluğundan hatırladığı ve ne yazık ki şimdi birer puslu anıya dönüşmüş bu çeşmeler, Roma’nın dört bir yanında hala yaşamakta ve üstüne üstlük bu çeşmelerden kana kana su içmenin doyumsuz keyfini de yaşatmaktadır. Roma’nın havasındaki yoğun Rönesans atmosferi, parkları, meydanları, heykelleri, binaları ile görmek isteyebileceğimiz eşsiz bir rüyayı gerçeğe dönüştürme fırsatıdır.

Çok Gezen, Çok Okuyan, Paylaşmayı Seven Biri... 2014 yılından buyana GeziMondo yazarı.

2 Yorum

  • Dedicated server

    Roma İmparatorluğu döneminde başkent olan bu şehir o donemde dünyanın en buyuk şehri olarak kabul edilmekteydi. Bazı tarihçilere göre imparatorluk döneminde şehrin nüfusunun 3,5 milyon olduğu düşünülmektedir. Augustus döneminde daha da genişleyip zenginleşen Roma, bir dönemler tuğladan bir şehirken Augustus’tan sonra mermere dönüştürülecek kadar gelişmiş olarak nitelendirilmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir